Amirs of Caucasian Mujahideen
Cevher'de: Pzr., 26.11.1429 Hjr / 23.11.2008, 18:23 РусскийEnglishtürkçeУкраїнськийعربي

Anasayfa

aynalar

add. format
Google
Kavkaz-Center
WWW
Logomuz

RSS feeds
 
ÜmmetAnalitik-Kürsü Aynı konudaki makaleleri

Sahih Bır İtikad Ancak Gerçek Kurtuluşa Eritişirir

Yayınlama zamanı: 31 Ocak 2007, 17:43

Bid'atler ve batıl inançlardan kurtulabilmenin en emin yolu; ihlâs ile Kur'an ve Sünnete sarılmaktır. Müslümanlar; dinin emirlerini doğru öğrenip, hayatlarında tatbik ettikçe hem yücelmişler hem de huzur içerisinde yaşamışlardır. İlâhî gerçeklerden kaçtıkça, hurafelere ve bid'atlara saptıkça hem gerilemişler, hem de bin bir felakete uğramışlardır. Tarih bütün gerçekleriyle birlikte buna şahittir.

 

İman, İslam binasının temelini oluşturmaktadır. İman olmadan hiçbir amel Allah katında makbul değildir.

 

İslamda ilk önce iman gelir. İman, her Müslümanın öncelikle sahip olması gereken bir özelliktir. Dolayısıyla müslümanın en değerli varlığı imanıdır diyebiliriz. Çünkü insan, dünyada huzur ve saadete, ahirette ebedi mutluluğa ancak imanla kavuşabilir. Ancak, son nefese kadar imanı korumak ve ahirete bu imanla gitmek gerekir.

 

İman ve inanç çok önemli olduğu için Kur'an'da Mekke döneminde inen ayetlere baktığımızda tamamen inançla ilgili prensipleri açıkladığını görmekteyiz. Mekke döneminde hüküm ayetlerinin çok az olduğu, hükümle ilgili ayetlerin genellikle Medine'de inmeye başladığı görülmektedir.

 

İnançla ilgili prensipler açıklanıp da insanların zihinleri yanlış, batıl ve hurafe düşüncelerden temizlendikten sonra Medine döneminde ibadetlerle ilgili ayetler inmeye başlamıştır.

 

İman olmadan, salih amelin kişiyi kurtaracağını söylemek yanlıştır. Zîra amel imansız kabul edilmez. Salih amelin mutlaka dayanması gereken köklü bir dayanağı olması gerekir ki, bu da, imandır. Zîra "Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa..." (Nahl, 16/97; Mü'min, 40/40) ayetlerinde "inanmış olarak" ifadesinin yer alması gösteriyor ki, iman olmadan salih amelin bir faydası olmamaktadır. Hatta bir amelin, salih olabilmesi için, imana bağlı olarak yapılması gerekir. Seyyid Kutub'un da işaret ettiği gibi imandan kaynaklanmayan bir amelin kabul edilmemesi kadar tabii bir şey olamaz. Belli bir gaye ve belli bir düşünceden ortaya çıkan salih amel, ancak, iman sayesinde makbul olabilir. Zaten Kur'an'daki birçok ayette de, imanın, salih amelden önce zikredilmesinde, salih amelin imandan kaynaklandığına ve amelin kabul edilebilmesi için imanın şart olduğuna bir işaret vardır. Zira iman, sahibini hayra ulaştırır, şerden korur ve salih amel imanla itibar kazanır.

 

İnanç ve iman olmadan ibadet olmaz. Yani yapılan ibadetlerin Allah katında kabul edilmesi için sağlam bir iman şarttır. Sağlam bir imana dayanmayan ibadet ve ameller, Allah tarafından kabul edilmez. Bundan dolayı da Kur'an'da nerede salih amelden bahsedilse mutlaka imanla birlikte zikredildiğini görmekteyiz. Nitekim ayetlerde genellikle "iman eden ve salih amel işleyenler" (Kehf, 18/107), "Erkek ve kadından her kim inanmış olarak salih amel işlerse..." (Nahl, 16/97) şeklinde geçmektedir.

 

İbadetlerin de insanın iman ve takvası üzerinde büyük bir tesiri vardır. Bundan dolayıdır ki, ibadetsiz insanların imanı cılız, takvası da sönük kalır. Ali İrfan, amelsiz imanı ışıksız fenere benzetir. Işık vermeyen bir fener faydasız olduğundan makbul değildir. Ona göre dini emirlere uymayan mü'minin de bir değeri yoktur. Mü'minin değeri ve olgunluğu, onun dini yaşayışı ve amelleriyle orantılıdır.

Demek ki iman ve amel birbiriyle çok yakın bir ilişki içindedir. Bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekir.

İmanın sahih olması için birtakım şartlar vardır ki bir insanın gerçek kurtuluşa erişebilmesi için mutlaka bu şartları yerine getirmesi gerekir.

 

1.İmanın dünyada her türlü baskı, tehdit ve zorlamadan arınmış hür iradeye dayalı olması gerekir. Zorlama ve baskı sonucu olan iman makbul değildir.

 

2.Müslüman, iman esaslarından birini inkâr anlamı taşıyan tutum ve davranışlardan kesinlikle kaçınmalıdır. Ayrıca dinde inanılması gereken şeyler bir bütündür asla parçalanamaz. Yani inanılması gereken bütün esaslara topluca iman edilmesi gerekir. Bir tek esası inkâr etmek bütün esasları inkâr anlamı taşır. Dolayısıyla Allah Tealayı ve bütün peygamberleri tasdik edip de Hz. Muhammed'in peygamberliğine inanmayan yahut farz veya haram olduğu kesin olarak bilinen dinin bir hükmünü mesela namazın farz, şarap içmenin haram olduğunu inkâr eden yahut alaya alan kimseye mümin denilemez.

 

3.Mümin Allah'ın rahmetinden ne ümitsiz ne de emin olmalıdır. Yani korku ile ümit arasında bulunmalıdır. Müminin "nasıl olsa imanım var, o halde muhakkak ben cennete gideceğim" düşüncesiyle kendinden emin olması veya "günahlarım çok fazla, ben muhakkak cehennemliğim" diye Allah'ın rahmetinden ümit kesmesi imanını kaybetmesine sebep olabilir.

İslam itikadının ilk ve en önemli kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü İslam denilince akla ilk önce Kur'an gelir. Yüce Allah, Kur'an'da inanç esaslarını çok açık ve net olarak belirtmiştir. Dolayısıyla şüphe ve tereddüde mahal yoktur. Zaten bütün ilahî dinlerde inanç esasları vahye bağlı olarak belirlenir ve değişmezdir.

 

İslam itikadının ikinci kaynağı da sahih hadislerdir. Bu da Kur'an'da belirtilen temel inanç esaslarını destekleyici ve açıklayıcı niteliktedir. Sahih hadisler asla Kur'an'a aykırı bir prensip ortaya koymaz.

Kur'an'da Allah'a, peygamberlerine, kitaplara, meleklere, ahirete, kaza ve kadere iman konusuna temas eden ve yer yer ayrıntılı bilgiler veren birçok ayet vardır. Hadis kitaplarının "iman, enbiya, tevhid, cennet, cehennem, kader, kıyamet" gibi bölümlerinde, iman esaslarını açıklayan birçok sahih hadis mevcuttur. İşte İslam dininin inanç esaslarını açıklayan Kur'an ayetleri ile mütevatir hadisler başta olmak üzere sahih hadisler İslam itikadının temel kaynaklarını teşkil etmektedir.

 

Kısaca ifade etmek gerekirse İslam dininde iman esaslarını belirleyen tek kaynak vahiydir. İman esasları kesin nassa dayanmakta olup sabittir. Zamana, mekâna, fert ve toplumlara göre değişiklik göstermez. Ayrıca inanç esasları bir bütün teşkil etmekte olup bölünme kabul etmez. Yani inanç esaslarının bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak söz konusu olamaz.

       

 İslam dininin sahih itikad esasları ilmihal kitaplarında amentü terimiyle ifade edilmektedir. Amentü kelimesi, sözlükte "inandım, iman ettim" anlamına gelirken, terim olarak ise, İslam dininin iman esaslarını kısa ve öz olarak ihtiva eden metni ifade etmek için kullanılmaktadır. Amentünün Arapça orijinal metni şu şekildedir:

آمَنْتُ بِاللهِ وَمَلائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ ورُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِن اللهِ تَعَالى

 

 

وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ أَشْهَدُ أَنْ لا الَهَ اِلاّ الله وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

 

Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti hakkun. Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasulüh."

 

Türkçe anlamı şöyledir: "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inandım. Öldükten sonra diriliş haktır. Allah'tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim."

 

 Amentüde altı iman esasının zikredildiğini görmekteyiz. Bunlar:

 1.Allah'a iman,

 2.Meleklere iman,

 3.Kitaplara iman,

 4.Peygamberlere iman,

 5.Ahirete iman,

 6.Kaza ve kadere imandır.

 

Nitekim bu iman esasları Kur'an'da çeşitli ayetlerde yer almaktadır. "...Asıl iyi olan kimse, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan...dır." (Bakara, 2/177), "Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır." (Nisa, 4/136) Bu ayetlerde yukarıda sıraladığımız beş iman esası zikredilmektedir. Altıncı iman esası ise, (Ra'd, 13/8; Hicr, 15/21; Furkan, 25/2; Kamer, 54/49) gibi ayetlerde yer alan, her şeyin Allah'ın takdirine bağlı bulunduğuna dair ifadelerden hareketle âlimler, hayrı ve şerri ile birlikte kadere inanmayı bir iman esası olarak zikretmişlerdir. Ayrıca Cibril hadisi olarak meşhur olmuş olan ve Müslim, Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mace gibi hadis kitaplarındaki hadis rivayetlerinde kader konusu bir iman esası olarak zikredilmektedir.

İslamın getirmiş olduğu temel inanç esaslarındaki birtakım bilgisizlik, şüphe ve tereddütler insanların çeşitli itikadi sapmalar, hatalar ve günahlara düşmesine sebep olmaktadır.

 

Evet, günümüzde bazı itikadî bid'atler vardır ki insanın tevhid inancından sapması ve dalalet ehlinden olmasını sağlamaktadır. Hatta bazı bid'atler de vardır ki insanı küfre ve şirke sokmaktadır. İşte bu tür bid'atler çok tehlikeli olup mutlaka sakınılması ve terk edilmesi gerekir.

 

Günümüzde yaygın bir hal alan ve insanı küfre ve şirke götürme tehlikesi olan bid'atlerden biri, sihir ve büyü yapmak diğeri de kendilerini falcı, medyum, sihirbaz, astrolog diye tanıtan gelecekten haber verdiğini iddia eden bazı kişilerin söylediklerini dinlemek ve onları tasdik etmektir. Ne yazık ki, günümüzde sağlam inanç sahibi olmayan bazı saf insanlar, bu kişileri dinlemekte ve onlara inanmaktadır. Hâlbuki İslama göre gelecekten haber verme yetkisi sadece Allah'a aittir. Peygamber bile kendi başına gayptan haber verme yetkisine sahip değildir. Nitekim Hz. Peygamber (sav), bir hadis-i şeriflerinde: "Her kim bir müneccim veya kâhine (gelecekten haber verdiğini söyleyen kişi) müracaat ederse Muhammed'e indirileni inkâr etmiş olur."

 

 Başka bir rivayette de "Her kim arrafe (çalınan bir şeyin veya yitiğin bulunduğu yeri haber verdiğine inanılan kimseye) gelip ondan bir şey sorar da, ondan aldığı bilgiyi doğrularsa, o kimsenin kırk gün namazı kabul edilmez."buyurmaktadır.

 

Yine insanları şirke sokan bid'atlerin bazıları da şunlardır: Fala bakmak, kabirlere kurban adanması, nazar için göz boncuğu takılması, bazı şeylerde uğur veya uğursuzluk olduğuna inanmak. Nitekim Allah Elçisi (sav): "Efsun yapmak, nazar boncuğu takmak, kadınların kocalarına kendilerini sevdirmek için sihir yapmak, Şirk (Allah'a ortak koşmak)tır." demiştir. 

 

Bugün insanımızın benimsediği batıl ve hurafe düşünceler içinde akla mantığa uymayan, İslam Dininin inanç esaslarıyla hiç bağdaşmayan öyle saçma fikirler vardır ki, insan bunlara inananlara hem hayret ediyor, hem de üzülüyor.

 

Onlardan bazılarını burada şöyle ifade edebiliriz: Kabirlerde ve türbelerde mum yakmak, çaput bağlamak, kurban kesmek, adak adamak, cenazeye çelenk göndermek, tabutun üzerine çiçek ve önüne ölen kimsenin resmini koymak, cenazeyi alkışlamak, bir kısım hastalıkların çarelerini dede ve tekkelerde aramak, yine bazı hastalıkların tedavisi için hastaya muska yazdırmak veya hoca geçinen, aslında ilmi olmayan ve gönül dünyası da kapalı bulunan kimselere okutmak, iki bayram arası nikâh kıydırmamak, düğün yapmamak, salı günü yola çıkmamak, cincilik, büyücülük ve falcılık yapmak, fincan falına bakarak gaipten haber vermek, ruh çağırmak, yıldızlara bakarak kehanette bulunmak, burçlarla insan karakterini okumaya ve yönlendirmeye çalışmak, bazı kuşların ötmesini ve köpek havlamalarını uğursuzluk saymak... gibi.

 

 Bu örnekleri daha da çoğaltmamız mümkündür. Toplumumuzda yaygın olan hurafelerin temelinde derin bir cehalet bulunmaktadır. Hurafelerin devam etmesi; halkın çoğunluğunun İslam Dininin emir ve yasaklarını iyi bilmeyişinden, sağlıklı dini bilgiye sahip olmayışından, inanç boşluğu içinde bulunmasından ve halkımıza dinin iyi öğretilemeyişinden kaynaklanmaktadır. Dinimizin inanç esasları, ibadet ve ahlâk ilkeleri konusunda yeterli bilgiye sahip olanların, İslamı aslına uygun bir şekilde bilenlerin; bid'atçıların tuzağına düşmesi, hurafe ve safsatalara kanması düşünülemez.

Bid'atler ve batıl inançlardan kurtulabilmenin en emin yolu; ihlâs ile Kur'an ve Sünnete sarılmaktır. Müslümanlar; dinin emirlerini doğru öğrenip, hayatlarında tatbik ettikçe hem yücelmişler hem de huzur içerisinde yaşamışlardır. İlâhî gerçeklerden kaçtıkça, hurafelere ve bid'atlara saptıkça hem gerilemişler, hem de bin bir felakete uğramışlardır. Tarih bütün gerçekleriyle birlikte buna şahittir.

Artık aklımızı başımıza alalım, hurafelerden arınalım. Dinimizi, temel iki kaynak olan Kur'an ve Sünnetten doğru bir şekilde öğrenerek hayatımızda uygulamaya çalışalım.

 

Mücahid

Kaynak: Alkavkaz


 

 

 

 


Aynı konudakiler:

İslam dünyasında kimler niçin direniyor?
Emir Seyfullah: ''Tağut'un reddi, Kafkas mücahitlerinin esas zaferidir!''
İran'ın Amerika'ya Karşı Gizli Planı
Kafirlerin tek bir Programı var…
Hasan El Benna: Cihad Üzerine
Kafkas hattı
Sahih Bır İtikad Ancak Gerçek Kurtuluşa Eritişirir
Cihad ve Davet
Cihad'a Teşvik
Çeçenistan’da Bitmeyen Cihad
Kafkasya'da İsrail Faaliyetleri
Lübnan’da Fitne Oyunları
Kabardey Malkar Cumhuriyeti Halkı Rusya’ya Karşı Bayrak Açtı
İsrail Haritadan Silinmelidir!
Rusya'nın Türkiye'deki istihbarat faaliyetleri